Sessizliğimi bozuyorum…

Sevgili sanga,
Sizi uzaktan ama bir o kadar da imrenerek takip ediyorum. Hatta birazda kıskandığımı itiraf etmeliyim. Kafamda kelimeler- cümleler uçuşsa da bir türlü oturup yazamama halleri! Ama kaç zamandır akıl- zihin karmaşası beni yordu ve adım atmadığım sürece yürüyemeyeceğimi, düşmediğim sürece kalkmayı öğrenemeyeceğimi hatırlattım kendime…Buda ayrı bir deneyim oldu benim için; bir şeylere dahil olmadan müdahale etmeden durabilen-izleyen insanlardan değildim galiba..
Bu gün sabah, samapada da dururken zihnim yine benimle pazarlık halindeydi. “ akşama yapsan ne olur ki ” Diğer yanımsa bu kandırmacanın sonunda beni mutsuz edeceğini söylüyordu. Ben bu halden çok geçtim hatta bazen izin veriyorum sonradan mutsuz olacağımı bilsemde. İyi alışkanlıkları kaybetmek ne kadar da kolay.
Bir süre sonra kendimle yaptığım pazarlıklar sonucunda yogam yoluna girmeye başlıyor. Hatta öyle ki içimdeki ses sevgili Defne’ye dönüşmüş bana küçük komutlarla “nefes ver, udiyana diye” yol gösteriyor.
Nefes bedenime-canıma yayılsın diye tutma süresini uzatıyorum. Zihnim arada küçük kaçamaklar yapsa da dönüşü agresiflikten uzaklaşmaya başlamış, yumuşak bir doku gibi yayılıyor bedenime…
İşte özgürlük diyor benliğim. Kendinin farkına varmak, her şeyi aklınla bütün benliğinle yapmak.
Mayurasana sonrası kafamdan akan terler gözlerime süzülürken soluklanmak için paskimottasana geçiyorum. Hep bir udiyana açlığı yaşayan hatta bazen yapmayı bir savaş haline döndüren ben; bu gün udiyana yerine yumuşak nefesler istiyor. Kendime kulak vermek, söylediklerini önemsemek iyi olur diye düşünüyorum. Bırakıyorum nefesleri kendi haline, ben bıraktıkça yumuşuyor. Yumuşadıkça bedenim yaklaşıyor birbirine… En son hissettiğim gözlerimi, gözkapağı şeklinde kapatan dizlerim. Aklımda hocamın sözleri… Belki bunun tam karşılığı olmayabilir ama; bedenimizde her şey çift yaratılmıştır cümlesi. Sanki bedenimde yeni bir şey keşfetmiş duygusuyla mutlu oluyorum.

Bu benim için yeni bir keşif mi? Anlaşılan hocalarımızın da dediği gibi hiçbir şeyi beklenti içinde yapmamak gerekiyor. Her şey kendi akışında muntazam şekilde ilerliyor. Bizse beklentilerimizle hayal kırıklıklarımızı beslemekten öteye geçemiyoruz.
İçimde bir korku var: beğenir misiniz acaba bu yazıyı diye. Oysa hayatta beslendiğim şey başkalarının onayıysa KİM’im ben?Kendimce kusursuz olmak için, her şeyi kusursuz yapmak için çırpınıyorum. Ama aslında kusursuz nasıl olur-nasıl olunur onu bile bilmiyorum.

Bana deseniz ki ne saçmalıyorsun sen? Size verecek bir cevabım bile yok. Çünkü içimde kemikleşen bir yanım hala kabul görmek için çırpınıyor. Ama arada ki fark artık bunun sessiz bir çırpınıştan çıkıp ta yüksek sesle söylenen bir çığlığa dönüşmesi. Ne dersiniz bu iyi bir değişim olmalı öyle değil mi?

Sanırım yaşamalıyız, öğrenmeliyiz ve ölmeliyiz… Yeniden doğuşlar için yenilenmek için.
Omm…

Reklamlar

İlk blog gönderisi

Bu ilk gönderiniz. Değiştirmek veya silmek için Düzenle’ye tıklayın veya yeni bir gönderi başlatın. İsterseniz, bu gönderide okuyuculara bu bloga neden başladığınızı ve ne yapmayı planladığınızı belirtin. Yardıma ihtiyacınız varsa destek forumlarında yer alan dost canlısı kişilere sorun.